Dünya hızla değişiyor. An be an tanıklık ediyoruz bu değişime. Bu sene 8 oscar alan Slumdog millionare filmine nasıl bağlayacağımı merak ediyorsanız söyleyeyim. Ben aslında bu filmi izlemeden önce The Curious Case of Benjamin Button'un oscarı alacağını düşünüyordum. Çünkü bu gerçekten "büyük" bir film sayılabilirdi. Enteresan bir hikaye, iyi oyuncular, iyi senaryo ve destansı bir masal. Ama bugün slumdug Millionare'i izledim ve neden oscar'ı aldığını gayet net gördüm. Bu film çok farklı ve sıradışı özelliklere sahip. Müthiş zekice yazılmış bir senaryo (kim 500 milyar ister'i hepimiz biliyoruz ce heyecanla izliyoruz değil mi ) çok usta bir yönetmen, iyi pazarlama. Hepsi içiçe. Özünde bu film diğerleri ile yarışmamış. Kendi yolundan gitmiş ve farklılaşmış.
Artık günümüzde birşeyi daha iyi ya da daha büyük yapmanız birşey ifade etmiyor. Farklı olmanız gerekiyor. Bu film bunu kanıtlıyor
Benim en çok sevdiğim tarafı, birşeyi yapmayı aklnıza koyduğunuzda ve asla vazgeçmediğinizde o şeyin sizin kaderiniz olması ve ancak o zaman şansın da ayağınıza dolanmasıyla ilgili mesajıydı. Tamda böyle düşünüyorum zaten.
Bu işin teknik kısmı ama ruha dokunmayan hiçbir şey ödüllendirilemezdi zaten ki bu film ruha da dokunuyor.
Allahım ne kadar da geç kalmışım ! Oysa ne derin, ne zengin ne muhteşem bir dünyaymış. Eskiden bilinçsizce-hatta şuursuzca- denemeler yapıyordum. Fakat sonra bi gün doluca bizim ofise tadıma geldi. 2 saatlik bir seans çok ilham verici oldu. Elime geçen her kitabı okumaya, bu işi bilenlerden bilgi almaya başladım. Bugün'de öğleden sonramı Cihangi La Cave'de geçirdim. Neredeyse Türkiye'deki ilk gerçek şarap butiği. Müthiş tavsiyelerle bir Cabernet, pinot noir, ve iki çok iyi olduğu söylenen merlot aldım. Bakalım nasıl çıkacak :)
Dünyaca ünlü müzikal Mamma Mia'nın film uyarlaması. Neyi anlatayım nereden başlayayım bilmiyorum. Hayatımda izlediğim en güzel "şey"lerden birisiydi. Hani bazı filmler vardır içinde olmak istersiniz, film bittiğinde ayakta alkışlamak istersiniz ya, tam da öyle bir film olmuş. Filmin yönetmeni Phyllida Lloyd ve yazarı Catherine Johnson filmin oscarlı yıldızlarını dahi çok ciddi eleme süreçlerinden geçirerek seçmişler. Sophie'yi oynayan genç yıldızlardan Amanda Seyfried'a hayran kaldım. Meryl Streep sade, gösterişsiz ve usta işi oyunuyla oscarı alır deniyor. Filmden çıktıktan sonra kendinizi ABBA, dancing queen'i söylerken buluyorsunuz ve ağzınız bir karış açık kalıyor.Müzikler burada. Bu film yürekten yapılmış. Bu arada orjinal müzikal Ekimde Türkiyeye geliyor. Buradan bilet alabilirsiniz. Ben aldım bile :)
Aslında bunu yazmak için çok düşündüm. Bir sürü tip var gazetenin 3. sayfasında ufak bir karede haberi çıksa oraya buraya koyuyorlar. Bu "self marketing" işinin suyu çıktı artık. Biryerlerde haber olmak artık o kadar kolay ki...Eskisi kadar değeri var mı tabi o ayrı bir konu. Günümüz "imaj, gözükme" dünyası olduğu için ne dediğinizin bir önemi yok diyenler çoğunlukta. Bunun böyle olduğunu bende biliyorum ama ne dediğinizin çok önemi var aslında. Hayatın öyle bir gerçeklik yargısı var ki sizi alaşağı ediveriyor. Madem "ordaydık, buradaydık" diyeceğiz bari buna en çok değeni koyalım. Forbes çocukluğumdan beri hayalini kurduğum bir dergiydi. Henüz kapak olamadık ama haber olduk.
Bizim Youth Republic'in ajans blogunu biliyorsunuzdur. YouthRep'in kuruluşunda bir "deli" tanımlaması oluştu öyle de kaldı. Bu nedenle blogumuzun adını Bulaşı Delilik koymuştuk. Gel zaman git zaman, bu blog en çok ilgi şeken şirket blogu oldu.(ödül bile aldı) Günlük hayatta yaşadıklarımızı vermeye devam ettikçe ilgi arttı. Son günlerin konusu ise yayınladığımız iş ilanlarına gelen ilginç tepkiler oldu. İlgi çektiğimizi biliyorduk da bu kadarını tahmin etmiyorduk. Önce Çağrı diye bir çocuk "Banada bulaşsın delilik" diye bir blog yayınladı.Bu blogda arkadaşları çağrıyı bize anlattılar, çağrı videosunu yayınladı böyle başvurdu. Daha sonra ilginç başvurular devam etti. Çağrı elemeleri de geçti ve işe alındı. Son başvuru bir deli gömleği ile oldu. (ben bunları yazarken bir başkasının radyoda canlı yayında başvurduğunu da öğrenmiş oldum :)
Sanırım bizim turuncu ışık delileri çekmeye devam ediyor :)
PS 3 sevipte bu sözleri duymayan kaldı mı ? Şu fotoğrafta gördüğünüz insanlar yönetici, uzan vs. önemli pozisyonlarda göreceğiniz tipler. Bazen buluşuyoruz PES oynuyoruz. Biralar, cipsler alınıyor ( bazıları kız arkadaşlarından izin almak için yalvarıyorlar çok dalga geçiyoruz :) Briden kendimizi sanal sahaların yırtıcı forvetleri olarak TV'nin karşısında buluyoruz, kendimizden geçiyoruz. Şimdi PS3'aldım 4 kişi aynı anda oynayabiliyoruz. Bu delilik başka birşey değil !
Huzur böyle birşey. Kankam Metey'le birlikte kısa bir Çeşme kaçamağı yaptık. Mete Demliğe daha önce gitmemiş. Demliğin adı eskiden Alçat'dı, değiştirmişler. Burada kahvaltı o kadar iyidir ve siz kendinizi öyle huzurlu hissersiniz ki anlatılmaz yaşanır. Demlik Alaçatı, ağaçlı yolda. (Babylon'a giden yol).
5 Nisan Cumartesi günü Koç Üniversitesi Marketing Club'ın organize ettiği Kamp08'de konuşmacı olarak yer alacağım. Bu kulüp çok başarılı işler çıkartıyor. Özellikle marketing camp iyi planlanmış bir organizasyon ve binlerce öğrenci arasından seçilen 80 kişi 2 gün boyunca Koç üniversitesinde ağırlanarak önemli yöneticiler'den eğitimler alıyorlar, konuşmalarını dinliyorlar. Bakalım benim konuşmamı beğenecekler mi :)
Bayılıyorum buraya ! Ne zaman Kanyon'a gitsem önce D&R'a uğrarım, dergi ve kitaplarımla soluğu Le Pain'de alırım. Tatlı sarı bir ışık, düzgün insanlar, iyi servis, mükemmel ekmekler...Saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyorum doğrusu (Mutlaka deneyin). Tipik bir Paris Cafe'si kıvamında ama bu zincirin doğum yeri Belçika. Shaya grubu getirmiş Türkiye'ye.
İçime bu kadar yalın ve net dokunan filmleri seviyorum. Günlük hayatın koşuşturması içinde tokat yemiş gibi oluyorum. İki adam bir hastane odasında karşılaşırlar (JAck Nicholson ve Morgan Freeman). Bu adamlara hayatlarının son aylarını yaşadıkları söylenir. Bu iki adam hayatta yapmak isteyip de yapamadıkları şeylerin listesini yaparlar ve birbir bu listeyi gerçekleştirmeye başlarlar. Yüzümde hüzünlü bir gülümseme ve derin düşünceler bıraktı bu film bende. Imdb bilgilerine buradan ulaşabilirsiniz.
Bu fotoğrafı dünyanın lider iş ve ekonomi dergilerinden Fortune'un duayen fotoğrafçısı çekti ve siz ilk sayısında göreceksiniz muhtemelen. Ağustos ayında yine benzer bir fotoğrafı ve haberi dünyanın önde gelen dergilerindenForbes dergisinde görebilirdiniz. Bu iki derginin de benim için anlamı çok fazla (Sağolsunlar bize oldukça geniş yer verdiler). Öğrenciyken birgün bu dergilerde haber olmak isterdim hep ve ne mutlu bana ki bu hayal gerçekleşti. Hayalimi gerçekleştiren Youth Republic - yani şirketimiz- müthiş bir ekip çalışması ve inancın eseri olarak yolunda devam ediyor. Fotoğrafta icra kurulumuzu görüyorsunuz. Yener başından beri bana mentorlük eden dünya çapında bir girişim zekasına sahip ve YouthRep'in vizyon/altyapı sistemlerinde çok büyük payı olan ortağım-abim. Onun zekası çok farklı çalışır. Bu bize müthiş bir avantaj sağlar. Gökhan ise BBC İngiltere'de 5 sene yönetici olarak çalışmış, sağlam akademik altyapıya sahip müthiş analitik zekası olan ortağım-abim. Gökhan Excom'a geçen sene katıldı-daha önce sadece Yönkur'daydı- çok da iyi oldu. Şimdi strateji'den sorumlu ortak ve YouthRep'i "gençleri en iyi tanıyan ajans" yapmak için uğraşıyor. Beni zaten tanıyorsunuz. Diyeceğim o ki paylaşılan bir vizyon, birbirini tamamlayan bir ekip ve inanç olunca başarı geliyor. Biz çok iyi bir takımız ve bunu seviyorum.
Bahadır ne çabul geçti askerlik değil mi ? Küfürleri duyar gibiyim :) Bize öyle geldi ama eminim senin için geçmedi. Hadi geçmiş olsun bi dinlen gel bakalım buralara
Hmm. Anlatmaya devam. Temmuzda büyük KMY toplantısı. Silivri Klassis otelde yaptık bu sene. Eğitimler, eğlence, ödül törenleri vs vs derken dolu dolu 2 gün geçirdik. Düşünüyorum da keşke şimdi KMY olsaydım. Bunun için tekrar öğrenci olmam gerekirdi. Farklı bir okul olsaydı düşünebilirdim ;)
Feist'i ilk duyduğumda içimi ısıtan bu kız da kim diye düşünmüştüm. İnanılmaz bir sesi var. İkinci albümünü henüz çıkartan bu muhteşem kadının myspace'ine buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca bu parçayı beğendiyseniz bir de bunu dinleyin :)
ekşi sözlükten : victoria bc'de verdigi konser sirasinda balta bir korumanin sahne onunde opusen bir cifti honk diye ayirmasi uzerine sarkisini durdurup korumaya hop kardesim ne oluyor diyen, ustune de ayrilan cifti sahneye alan karizmatik, guzel ve super ses sahip muzik insani...
Bizim yaratıcı ekipten fırlama cihan kariyerine farklı bir kulvarda devam etmek istedi. (Şimdi bir internet şirketinde). Üzüldük üzülmesine ama hemen yaratıcı birilerini nasıl buluruz diye düşünmeye başladık. Bizde Youtube'da bir iş ilanı yayınlamaya karar verdik. Bu ilanda Cihan hem şirketi tanıtıyor hemde yerine gelecek kişinin özelliklerini takım arkadaşlarına soruyor. İlgi çekeceğini biliyordum ama bu boyutlara ulaşabileceğini tahmin etmemiştim doğrusu. Çok sayıda sitede haber oldu, Hürriyet İK'da tam sayfa haber yapıldı vs. Sonuç olarak yüzlerce CV geldi. Ama anlamadığım biz yaratıcı birşekilde yaratıcı bir pozisyona insan ararken başvuruların büyük bir kısmının hiç yaratıcı olmamasıydı. Bu şekilde olan başvuruları eledik tabi. Şimdi ön elemeyi geçen 20 kadar kişiden 10'u ile görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Enerjisi yüksek olan, isteği yeteneğinden büyük, gerçekten yaratıcı 2 kişi bize katılacak. Tahmin ediyorum ki YouthRep gene en iyileri bulacak :)
Yazmayalı gene çok oldu. Bakarsan bağ bakmazsan dağ olur hesabı aşağıdaki resimlerde silinmiş :( Aradan geçen zamanda çok şey oldu hepsini anlatmak zor ama biryerden de başlamak gerek. Biryerden başlanacaksa eğer o yerin adı Paris olsun. Temmuzda oradaydım. Biraz iş biraz tatil. Çok anlatırlardı ama gidip görmek gerekiyormuş. Bu şehrin ruhu öylesine sardı ki beni kalbim orada kaldı. Paris biraz mesafeli bir şehir aslında insana. Hemen kendisini açmıyor ilk adımı sizden bekliyor. Çok konuşmuyor, belki biraz kibirli. Eğer onunla bir süre zaman geçirirseniz ruhunuza siniyor. Ben Parisi çok ama çok sevdim. Cafelerde şarap içip okumayı, hiçbir şey yapmadan sadece durmayı,kimsenin sizinle gereksiz yere ilgilenmemesini,tarihini, metrosunu .... kısacası ruhunu sevdim bu şehrin.
Sonunda yaptım. Chris'ten öğrendiğim bu numarayı heryerde yaparım artık. Şişeyi 3 mt. kadar yukarı atıyorusunuz diğer elinizde shaker, şişe dönerek shaker'ın içine düşüyor. Nasıl ? Hiç fena sayılmaz değil mi ;)
Bilgi Üniversitesinin Mayfest'indeydik. Gayet güzeldi. Ajda Pekkan, Yalın, Gripin ve Ege Çubukçu vardı (Ege de Karşıyakalı:) Biz festivalde Smirnoff'la yer aldık. İngiltereden getirdiğimiz barmenin gösterisi harikaydı. Yeni elma püreli kokteyllerimiz de müthişti. Bu arada Christian'dan birkaç hareket öğrendim yukarıda veriyorum
Bugün Aşşk Cafeye gittim (kaç ş ile yazılıyordu hatırlamıyorum) Aslında çok sevdiğim biryerdi (menüsü hariç).Menüsü iyi sayılmaz ama ortamı hizmet kalitesi vs. iyiydi. Şimdi onları da bozmuşlar. Ortam daha da sıkışık hale gelmiş. Diğer insanlarla dizdize oturuyorsunuz, garsonlar yeterince iyi değiller üstelik kabalaşabiliyorlar bile. Bundan sonra 1 müşterisini kaybettiler umarım kendilerini düzeltirler.
Yersiz Oyuncular'la bizim Innovation Tour kapsamında tanıştım (Fotoğrafı Marmara Üniversitesi Innovation Tour'daki oyunları sırasında çektim). Doğaçlama Tiyatro yapan bu tiyatronun özelliği oyunun bir kurgusunun ya da metninin olmaması. Seyirci oyuna yön veriyor. Bu o kadar zor birşey ki müthiş saygıdeğer. Ben bayıldım mutlaka siz de izlemelisiniz.
Melis bizim ofisin bitanecik melosu aynı zamanda manevi kardeşim. Kendisi şıklığından ödün vermeden güvenlik önlemleri aldığından böyle komik görüntüler çıkıyor ortaya :)
Birbirini seven insanları biraraya getirmesidir herhalde. Batunun düğününde de uzun süredir görmediğim arkadaşlarımı onların ailelerini gördüm. Aslında tüm bu hayat koşuşturmacası içinde 3 şey bizi dünyanın neresinde olursak olalım buluşturuyor. Doğum, düğün ve ölüm. En iyisi düğünler galiba.
Batuhan Kaygan senin evlendiğini de mi görecekti bu gözler. Olm hala inanamıyorum ya. 17 senedir kurduğumuz cümlelerin % kaç'ı karşı cinsle ilgilidir sorarım sana :) Ama seni de yola getirdiler işte. Eğer bir şekilde bu yazıyı okuyan liseden ve üniversiteden ve herhangi biryerden kız arkadaşlarımız varsa çok güleceklerdir eminim (ayrıca hepinizden Batu adına özür diliyorum :) Ömür boyu mutluluklar canım kardeşim benim.
Yapılacak en iyi şeylerden birisi dostlarınla sahilde birşeyler atıştırmaktır herhalde. Yeniköy sahilinde biryer, biz sohbet ediyoruz bi tekne yanımızdan geçip gidiyor. Biz hemen teknenin boyunu fiyatını falan hesaplamaya başlıyoruz tabi :))
Geçenlerde sıkıcı bir pazar günü Yener'in önerisiyle BMW Rider Academy'e gittik. Yener motosikletinin aynasını değiştirmek için gitmişti ama ben motorları görünce gaza geldim ve kendimi bitanesinin üstünde buldum (Tabi ki gitmiyordu :) BMW rider academy'de motosiklet kullanmanın inceliklerini anlatıyorlar ve eğer bir gün almak isterseniz iyi bir altyapı oluyor. Ben belki alırım birgün ama güvenlikten hala endişe ediyorum
Radyo Boğaziçi ödül töreninde Okan Bayülgen, Nil vs vs'nin yanında birisi daha ödül aldı ki çok anlamlıydı. Öykü Onur Tanyel Fikret Kızılok için hazırladığı belgesel ile özel ödül sahibi oldu. Öykü Dream TV'de yönetmen olarak çalışıyor ama daha önemli bir vasfı var benim için. 10 sene önce okulu değiştirmek için kurduğumuz işletme kulübünden başlayarak bugüne kadar gelen dostluğumuz. Birlikte çok şey yaşadık ve gördük. O ödülünü alırken Okan Bayülgen ayakta alkışlıyordu. Sanırım o gün Öykü için bir kırılma anı yaşandı ve ben çok mutlu oldum
Radyo Boğaziçi bizim şirket olarak en sevdiğimiz öğrenci kulüplerinden birisidir oldum olası. Eski başkanları bizde işe başlar mesela :) Geçtiğimiz günlerde Radyo Boğaziçi'nin düzenlediği geleneksel ödül törenin sponsor olduk Youthrep olarak. Resimde Gökhanı Nil'e ödül verirken görüyorsunuz. Nil'in güzelliği ayrıydı ama Gökhanın mezun olduğu okulun öğrencilerince düzenlenen bir etkinlikte ödül veriyor olması da apayrı bir güzellikti
Bu telefonu aldığımdan beri fotoğraf makinesi kullanmıyorum. SonyEricsson bizim çok sevgili müşterimiz bunun bir etkisi var mı bilmiyorum ama 3.2 mp camerası, müzik özellikleri ile benim bütün ihtiyaçlarımı fazlasıyla karşılıyor. Cebini değiştirmek isteyenler varsa Sony Ericsson k790i'yi öneriyorum (özellikle de metalik kahverengi olanı)
... in sleep he sang to me,in dreams he came... that voice which calls to me and speaks my name... and do i dream again? for now i find the phantom of the opera is there- inside my mind...
Beauty Tour bizim genç kızlara özel festivalimiz. Kampusun ortasında 600 m2'lik bir alan ve içeri erkekler alınmıyor (biz hariç :) Geçtiğimiz yıl daha çok güzellik, kozmetik üzerine gitmiştik. Gene çok ilgi görmüştü ama bu yıl "partileme" üzerine gittik ve konsepti "Girls Private Party" olarak belirledik. Kızlar alana giriyorlar, baştan aşağı yenileniyorlar. Catwalk workshopları, dans yarışmaları vs. deli şeyler. Akdeniz üniversitesine 3.114 giriş yapılmıştı. Hiç fena değil ;)
Geçen hafta başında Football Fever ve Beauty Tour için (FF bizim futbol festivalimiz, BT genç kızlara özel parti konseptimiz) antalyadaydım. Hava inanılmaz sıcaktı ama Akdeniz üniversitesi öğrencileri de çok sıcaklardı. FF ve BT müthiş ilgi gördü. Bu bizim 3 mega eventimizden ikisi. Her sene Mayıs ayında üniversiteleri dolaşıyorlar. FF 55.000 BT ise 40.000 öğrenciyi ağırlıyor. (Akdeniz üniversitesine yaklaşık 5.500 giriş olmuştu) Tam anlamıyla experiental marketing !!!
bizim Özgür (marketallica.wordpress.com) bu defa L'oreal e-strat yarışmasında dünya 2. si olmuş. Bu çocuk sistemlerin açıklarını bulup pazarlama zekasıyla birleştirdiğinde müthiş işler yapıyor. Resimde Fransadan gelen şarabı açma çabalarımızı görüyorsunuz :)
Cuma günü gene yoğun bir gün yaşıyoruz, Burcu Bedir'le bir işimiz hakkında konuşurken "merak etme birazdan yüzün gülecek" dedi. 15 dk sonra keskin çığlıklar duydum içeriden. Bir baktım ki bizim Ayşegül ispanyadan ziyaret gelmiş. bilen bilir, Ayşegül bizim çok sevgili eski proje uzmanımız şimdi Mango İspanya'da - Barcelona - 'da çalışıyor. Bundan böyle daha sık İstanbula geleceğini öğrendik mutlu olduk. Ayşegülcüm seni çok seviyoruz. (Getirdiğin şampanyayı Haziranda açıcaz ;)
İnternet sınırsızlık özgürlük sağlıyor. İyi bir fikriniz varsa ne yapacağınızı biliyorsanız 0 YTL maliyet ile sesinizi yüzbinlerce insana duyurabilir, bu insanları arkanıza alabilir ve bunu paraya çevirebilirsiniz. Bizim Bahadır'da askere giderken böyle bir projeyi başlattı. Reader generated content şeklinde oluşacak olan içerik kitaplaştırılacak. Böylece müşteri merkezli hareket edilirken satın alacak kişilerin belirli bir bölümü garantilenmiş oluyor.
Bahadırın projesinde de en komik hikayelerinizi anlatıyorsunuz, beğenilirse isminizle birlikte kitapta yer alıyor. Bence iyi proje afferin bahadır :)
Pazar akşamı biyandan ermanla şansalı izliyorum diğer yandan google'ın harika programı picasa ( picasa.google.com ) 'ı keşfediyorum. Bizim 3 Burcudan ikisinin resimlerine baktım, gördüm, buraya da koyuyorum. Bu ikisi sürekli bişiler yiyorlar. Kırmızı olan (Müşteri ilişkileri direktörümüz oluyor aynı zamanda :) önce atlıyor diğeri (o da aynı ekipte) şöyle bir kararsız kalıp dayanamayıp o da atlıyor :)
Vedat Bey Türkiye'nin önde gelen sanayicilerinden bir abimiz. Geçenlerde Ankarada fabrikayı ziyarete gittiğimizde toplantılar bitti öğle yemeğine geçtik. Birden Vedat Abi garsona arabasında alto sax.'ı getirmesini rica etti ve çalmaya başladı. İlk şoku orada yaşadım daha sonra fabrikada kurduğu hayvanat bahçesini de görünce birkez daha saygı duydum. Vedat abi şimdiye kadar tanıdığım en renkli insanlardan tanıdığım için çok şanslıyım :)
"Bütün gece yatakta döndün durdun sabah aynadaki görüntüne şok oldun" Hobby için tasarladığımız kampanyanın sloganı bu :) Sabah kalkar kalkmaz yada saçınızın en kötü halinin fotoğrafını çekiyorsunuz ve siteye yüklüyorsunuz. Çok çılgın bir yarışma oldu bu en çok da kendinle dalga geçme halini sevdim ben Bu yaratıkları yakında heryerde görebilirsiniz.
Bi ziyaret edin bakalım sevecek misiniz www.hobbycrazyhairday.com
Bizim çocuklar gene harika bir fikri hayata geçirdiler. Bilirsiniz google önemli günlerde (Amerika'nın kurtuluşu,olimpiyatlar vs.) logosunu değiştiriyor da neden ülkelerin önemli günlerinde o ülkelere özel logo yapmıyor ? Mesela bizim için 10 Kasım çok önemli bir gün, yada öğretmenler günü, ya da Yunanistanı 1-4 yendiğimiz maçta özel bir logo neden olmasın ? Bizimkiler bu fikirden yola çıkarak harika bir site yaptılar ve şimdiden önemli gazete ve dergilerde haber oldular. Biz de hep destek tam destek arkalarındayız tabi :) www.googlebizelogoyapsana.com
Biliyorum tembellik yapıyorum, ama bu aylar o kadar yoğun oluyor ki cep telefonumdaki resimleri bilgisayara aktarmak için bile zaman bulamıyorum. Ama bunu da yazmasam olmaz ki. Sunrise Avenue'un Fairy tale Gone Bad parçasını sanırım arabada Capital Radio'yu dinlerken duymuştum ve uzunca bir süre aranmıştım. Çok sevdim çoookk.
... Out of my life, Out of my mind Out of the tears we can't deny We need to swallow all our pride And leave this mess behind Out of my head, Out of my bed Out of the dreams we had, they're bad Tell them it's me who made you sad Tell them the fairytale gone bad
Beauty Tour bizim genç kızlara yönelik güzellik, kişisel bakım ve yaşam tarzına yönelik festivalimiz. Üniversitelerin ortasına 600 m2'lik bir barbie evi kurulduğunu ve 40.000 genç kızın katıldığını düşünün (erkekler alınmıyor :) Bu da BT'un alternatif posteri. Belki kullanamayacağız ama biz çok beğendik.
Eğitim hayatım pek parlak sayılmazdı, ezberci sistemi sevmezdim. Ama bu eğitim çok iyiydi. Pırıl pırıl ılık bir pazar günü Arnavutköy'de bir sanat galerisi bu eğitim için kapatılmıştı. Kahvelerimizi aldık sohbet ettik, dinledik, gördük, öğrendik. Hem kendimize ve diğerlerine daha da yaklaştık hem de dolu dolu 2 gün yaşadık. Keşke bütün eğitimler böyle olsaydı :)
Ayrılıklar üzücü. Evren bizim ofiste BNI ekibinin canavar supervisoru. Evreni sürekli gülerken, birilerine yardım ederken görürdük. O kadar hızlı konuşurdu ki kimse bişi anlamazdı ama gene de çaktırmazdık. Evreni severim ve de takdir ederim. Avustralyadan Meksikaya kadar yaşamadığı yer kalmadı, yolu bizimle kesişti. En sonunda kendi işinin başına geçmek üzere aramızdan ayrıldı (Şimdi küçük bir italyan restoranı var). Onun için çokı mutluyum afferim Evren, her zamanki gibi yüreğinin sesini dinledin :)
Ne de çok olmuş yazmayalı. Bizim işler iyice yoğunlaştı ya blogla ilgilenemedim. Hayat akıp gidiyor ama bir kısmı bende kalsın bir kısmını da burada paylaşayım. Bu şarkıyı arabada ilk duyduğumda çok sevdim, hatta RDS'den okumaya çalışırken öndeki araca çarpıcaktım :) Sadece bu değil, bugünlerde çok yeni sesler keşfediyorum, bu harika !
Sevdiğimiz şeyleri tanımlamak ne zor. Ailemiz, dostlarımız en yakınlarımız. Sevdiğimiz bir işimiz varsa hele bu işi sevdiğimiz insanlarla birlikte yapıyorsak çok şanslıyız demektir. Youthrep bizim şirketimiz ama biz onu öyle tanımlamıyoruz. YR bizden bir parça artık çünkü o biziz. Böyle bir ruh yakaladığınızda işinize etkisi de harika oluyor, müşterilerinize mükemmel işler yapmayı bir gurur meselesi olarak görüyorsunuz böyle görünce onlarla da arkadaş oluyorsunuz. Bu zincir böyle uzayıp gidiyor. Gene konuyu dağıttım galiba kısaca Youthrep'i çok çok çok seviyorum.
... And then she'd say, it's Ok, I got lost on the way but I'm a supergirl, and supergirls don't cry. And then she'd say, it's alright, I got home late tast night, but I'm a supergirl, and supergirls just fly.
Hem de ne gruba ama! Bugün tesadüfen keşfettiğim bu gruba bayıldım. İnanılmaz parçaları var. VOLKAN & ViNCE in ismini verdiği grup bu güne kadar bir çok başarı elde etmiş.Bunların arasında Hollywood ve Walt Disney yapımı filmlere Soundtrack ve Altın plak gibi başarılar var Vokal'i dinlediğinizde birilerine benzeteceksiniz ama Türk olduğunu tahmin eder misiniz bilmem. Orange Blue'u ben çok sevdim. Gidip bir albümlerini alacağım. Buradan diğer kliplerine de ulaşabilirsiniz.
Birkaç gün önce öğle yemeği için Nişantaşındaydık. Her gidişimde biraz daha az mutlu ayrıldığım mekana gittim. (bu gidişimde karar verdim telafisi yok artık bir daha gitmeyeceğim oraya ). İsim vermesem daha iyi ama premium sınıf bir fast food restoranı. Burada yemekler çok iyi değil, fiyatları o yemeklere göre oldukça pahalı ama hizmet kalitesi çok iyi. Her gidişimde garsonların gerçek birer satışçı olduklarını düşünüyorum hoşuma da gidiyor ama menüyü görünce -bi de tadınca fikrim değişiyor- Ürün/fiyat performansı iyi olmazsa böyle de bloga konu oluyorsunuz işte. (resimdeki garson çok başarılıydı bu arada, iyi bir eğitim verilirse rahatlıkla sektör değiştirebilir :). Bu konuda ünlü bir restoranımızda dönerin porsiyonunun 23 YTL olmasıyla ilgili bir haber yapılmış ve fiyatının "fahiş" olduğu söylenmişti. Bu açıdan bakınca o fiyatın o yemek kalitesi ve hizmet için çok uygun bir fiyat olduğunu düşünüyorum ben (Bu nedenle o restorana her fırsatta giderim). Ne alıyorsunuz karşılığında ne veriyorsunuz bütün mesele bu
Nerde okudum hatırlamıyorum. Biyer açılmıştı tüm meyvelerin ve sebzelerin suyunu sıkıyorlardı hatta çimen suyunu bile shot yapıyordunuz. Ben bunu okuyunca her yeni şeyi deneme sevdalısı biri olarak dayanamayıp gitmiş ve denemiştim. Bugün gene Cuppa'ya gittim. Armut ve üzüm suyundan oluşan Mood'u denedim. Daha önce de çimen suyu shot, maydonaz sapı,kereviz ve havuçtan oluşan detox'u da denemiştim. Burası harika bir fikir, yaratıcılarını kutlarım. (web sitesi de inanılmaz sevimli olmuş :)
Bugün sevgili arkadaşım Burçağın cafesine uğradım -resimdeki o - . Spordan çıkınca karnım acıktı, burçağı da uzun zamandır görmüyordum. Susam Cafeyi bilenler bilir Cihangirde Smryna'nın hemen çaprazındadır. Kendine özgü atmostferi müdavimlerini yarattı. Bi köşede Çağan Irmak'ı proje yazarken diğer köşede Ata Demirer'i arkadaşlarıyla laflarken görüyorum. Burası tam sohbetlik harika biyer oldu afferim be Burçak.
yorgunluktan ölüyordum :) Bugün - pazar- spora gittim. Böyle bir salgın var şimbi biz kentli genç profesyoneller arasında. Spora gitmek. Önce spora yeni başlayan bir arkadaşımız ballandıra ballandıra ne kadar da iyi hissettiğini anlatır. Haftada 3 gün gideceğinden vs. bahseder. İyice kıvama gelince gider kaydımızı yaptırırız. Daha ilk günden zindeyizdir ve artık bizim için yeni bir hayat başlamıştır. Benim hikayemde buna benziyor ama ben devamını düzenli olarak getiremeyenlerdenim. Güzel bi spor merkezinde üyeliğim var ama çok az gidiyorum. Bildiğim kadarıyla çevremde düzenli olarka çok az kişi gidiyor. Biz neden böyle yapıyoruz ? İş yoğunluğundan mı ? Fikri gelen yazsın
3 çocuğunuz var, mecidiyeköydesiniz ve onları kaybetmemelisiniz . Öğle saatleri, Ofise doğru ilerliyorum. Birde önümde yürüyen 3 çocuk ve 1 kadın gördüm. Çocuklar annelerinin eteklerinden tutuyorlardı. Gülümsedim ve görüntüledim :)
İnternet ünlüleri kervanına en son "Maskesiz Fırat"da eklendi. Son zamanlarda herkes ondan bahsediyor. Herkes fıratın günlük olaylar hakkındaki yorumlarını merakla takip ediyor. Ben arada girip bakıyorum bugün neler patlatmış diye. Yılbaşı ve bayram yorumuna bittim :)
Günlük yazdığıma ve bu günlük de kişisel olduğuna göre hayatımda önemli yeri olan insanlara da mutlaka yer vermeliyim. Dostluklar uzun sürede zamanın testinden geçerek, defalarca damıtılarak oluşuyor. Yani sayıları fazla değil. Ne şanslıyım ki kardeşim gibi gördüğüm 2 dostum var. Mete ve Batu. 16 senedir o kadar çok şeyi paylaştık ki. En çok da zor günleri...Aslında günlerimiz hep zorluklarla doluydu ama daima birbirimize omuz olduk, ne kadar uzakta olursak olalım bir telefonla dünyanın öbür ucundan kalkıp geleceğimizi bildik. Bu bize güven verdi ve birbirimize daha sıkı bağladı. Bu iki adamı mutlaka tanımanızı isterim. Mete bir düşünür. Bunun haricinde Uluslararası ilişkiler doktorasını bitirmek üzere ve bir üniversitede dersler veriyor. Bu adamın en önemli özelliği bilgiye olan aşkı. Kendi kendisine 4 dil öğrendi, sahip olduğu tüm birikimini kitaplara cdlere yatırdı, jazz bass gitar çalışıyor vs vs. Yakında dünyaca ünlü bir üniversitede ya da kitabı hakkında konuşmalar yaparken göreceğiz onu. Keşke Türkiye'de yeterince anlaşılabilseydi.
Batu ise bir okyanus bilimci. Yarı insan yarı balık gibidir batu :) Şimdilerde işletme master'ı yapıyor ama bir kefal ne kadar master da yapsa gene kefaldir :) Batu asıl mesleğini hobi olarak sürdürüyor, Unimak'ı aldı büyütüyor, yakında bir dünya şirketi olacak. Herşey biryana biz hala lisede aynı sırayı paylaşan 3 kişiyiz. Değişen hiçbir şey yok aslında. Sizi seviyorum çocuklar.
The O.C, Dawson's Creek ve diğerleri, Hala seviyorum :)
Gençlik dizilerine, filmlerine bayılırım. Belki de bu yüzden şu anki işim gençlerle ilgili. Hobim işim oldu yani :) Youtube'da dolaşırken Dawson's Creek'in videosunu buldum. Daha öncesinde Beverly Hills 90210 vardı, şimdilerde ise Laguna Beach ve The O.C gibi diziler var. Hala izliyorum fırsat buldukça :)
Bu yaz kankam Mete ile birlikte harika bir yolculuk yaptık. Atladık arabaya ve hiç plan yapmadan aşağıya, İzmirden güneye doğru indik. Kendini yol'a bırakmak harika bir duygu. Yol boyunca doyumsuz sohbetler yaptık, bağıra çağıra sevdiğimiz parçaları söyledik ve tabiii sonunda karnımız acıktı. Göcek yakınlarında biryerde durduk açtık haritayı ve Marmaris ile Datça arasında bir koya gitmeye karar verdik. Marmarisin Selimiye Köyünde bir koy burası. 6 odası olan bir pansiyonda 1 gece konakladık. Hayatımda gördüğüm en güzel deniz, en huzurlu yer ve en iyi balıklar buradaydı. Pansiyon sahibinden aldığımız bilgiye göre buraya daha çok yabancılar özel yatlarıyla geliyorlarmış. En son Demi Moore gelmiş. Henüz keşfedilmemiş bu yere gitmenizi ve Nane Limon isimli pansiyonda misafirperverliği yaşamanızı öneririm :)
Flickr'ı biliyorsunuzdur. Dünyanın en büyük fotoğraf paylaşım sitesi. En güzel tarafı dünyayı sıradan insanların gözüyle görüyor olmanız. Son zamanlarda adeta eriyip gidiyorum bu sitede.
İzmire taşındığımızda 9 yaşındaydım. Daha ilk günden sevdiğimi hatırlıyorum. İklimin, şehrin konumunun, denizin o şehrine insanlarına çok etkisi olsa gerek. İzmir insanına baktığınızda huzuru, rahatlığı, modernliği ve sıcaklığı görürsünüz. Güneş sadece şehrin üzerine değil insanların içine de doğar. Bir yandan büyük bir şehirken diğer yandan sahil kasabası havası vardır. Antik çağlardan beri gemiler sadece mal değil kültür de taşımışlar izmir ile avrupa kentleri arasında. Tüm bunlara karşın İzmirde ekonomik yap fazla gelişmiş değil. Kariyer hedefleri olan İzmirliler mutlaka birgün İstanbula geliyorlar. Benim gibi İstanbula alışmış bile olsalar İzmiri ve İzmirlileri özlemeye devam ediyorlar. Acaba diyorum İstanbuldaki İzmirliler diye bir grup mu kursak :)
Günlük hayatımızda karşılaştığımız o kadar çok marka var ki! Hande Yener bunlardan birisi sadece. İlk gördüğümüzde tezgahtarlığından, Etiler eller havaya kitlesine hitap etmesinden bahsedilirdi. Kısaca televole kültürü denilen kültürün önemli temsilcilerinden di. Bir sonraki albümünde saç kesiminden makyajına kadar sokakta bir çok Hande Yener görmeye başladık. Hedef Kitlesini sağlamlaştırdı. Apayrı albümüne geldiğinde artık altyapısını tamamen güçlendirmiş, kendine daha çok güvenen bir Hande Yener gördük. Bu albümde hedef kitlesini yukarıya çıkardı, elektronik altyapıları kullanarak hazılardığı son maxi single'ı ile yeni açılımlar denedi. Dikkat ettiniz mi bilmiyorum ama Hande'nin marka olarak ikili ilişkilere gönderme yapan bir "iplemez" tavrı var. Bu tavır alıcısını buluyor. Aslında herkes "Firar serbest bende istemeyen çeker gider" demek istemiyor mu :) En son bizim TrendShow'da doya doya izleme fırsatı bulduğumuz Hande artık "olmuş"
Bu sabah ofiste tesadüfen gördüğüm bir video. Canlı yayında olduğunu farketmeyen muhabir spikerin gözlerini yuvalarından fırlatıyor adeta, adam gülemiyor da :)
M.Jordan lise basketbol takımına alınmadığını öğrendiğinde saatlerce takımın açıklandığı listeye bakmıştı. Saatlerce, durmaksızın. Sonra bir karar verdi. Basketbol onun kendisini ifade etme biçimiydi. Basketbol oynarken kendisinden daha büyük birşeyle bağlantı kurduğunu hissediyordu ve bunu göstermeliydi. Günlerce ağır idmanlar yaptı ve Coach onu takımına almak zorunda kaldı ve birdaha da hiç çıkmadı. Jordan idmanlar bittikten sonra 2 saat extra çalışırdı. Herkesten iyi olmasına rağmen yapardı bunu. Peki ama neden ?
Michael Jordan, Steve Jobs, Peter F.Drucker, George Hagi, Bill Gates, Jack Welch, Thomas Edison, F.Mendel ya da daha uzaklara gitmeyelim kendisi artık olmamasına rağmen şirketinizde adı hala masal gibi anılan efsanevi Genel Müdürünüz Bay/Bayan X. Bu isimlerin ortak özelliği nedir ? Son zamanlarda biyografilere olan merakım arttı. Amacım bu vbg. isimlerin hayatlarının gelişim süreçlerini incelemek satır aralarını okumaktı. Orada gördüğüm bir ortak noktayı herkesle paylaşmak isterim. Benim gördüğüm kadarıyla sanatçı, sporcu, bilim adamı yada işadamı hangi alanda olursa olsun hayanlıkla bahsettiğimiz bu isimlerin ortak özelliği işlerini tutkuyla yapmaları. İşlerini tutkuyla yapıyorlar çünkü kendileri ifade etmenin en önemli yollarından birisi olarak görüyorlar. Dünyaya "ben buyum" demenin, dünyada bir iz bırakmanın bir yolu... En iyi olmak çoğu zaman umurlarında bile olmamış. Onlar sadece "oyunlarını oynamışlar". Fark yaratmanın peşinde koşmuşlar. Eğer fırsatınız olursa efsanelerin gözlerine bakın. Alev alev yanan bir çift göz göreceksiniz.
Blogumda gündelik, sıradan, naif, hafif şeylerden sözedeceğim gibi görünüyor. Bunlardan birisi şimdi aklıma geldi. Annem geçenlerde İzmirden beni ziyarete geldi. Kendisi 55 yaşında. Her gelişinde ona daha önce bilmediği şeyleri göstermek, denetmek istiyorum. Bu gelişinde aldım Sushiciye :) götürdüm onu. Çubukları tutmasını biraz biliyordu ama ilk defa deneyeceği için heyecanlıydı. Sonuç olarak annem Sushiyi çok sevdi. Ne dersiniz ilk deneme için hiç fena gözükmüyor değil mi :)
Sizce bu resimdeki insanlar ne yapıyorlar ? Evet bildiniz, birtür toplantı yapıyorlar. Biz bu toplantılara yuvarlak masa toplantıları diyoruz. Bir fikir üzerinde dönerken laptoplar açılıyor ve anında araştırma yapılıyor. Yuvarlak masa toplantılarını seviyoruz :)
İstanbula geldiğim günden beri fırsat buldukça yeni tatlar keşfetmeye çalışıyorum. Ne nerede en iyi yapılır bilmek istiyorum doğrusu. Şimdi size önereceğim İtalyan restoranı Ercan Abimizin açmış olduğu Meditrina. Ortaköy'e yolunuzu düşürmenizi,dana carpaccio ve ricotta peynirli risotto'nun tadına bakmanızı, eğer sezonunda gitmişseniz çıkışta Anjelique'e uğramanızı tavsiye ederim.
Blog yazmaya başlayalı birkaç gün olmuş ama filmlerden bahsetmeye başlamışım bile. Bu normal çünkü filmleri severim. Sizi bilmiyorum ama benim hayata bakışımı derinden etkileyen filmler oldu. Bunlardan birisini burada yazmadan geçemeyeceğim. Ölü Ozanlar Derneği(Dead Poets Society) bu filmlerin en başında gelir. Sisteme direnen idealist öğretmen Mr. Keating rolündeki Robin Williams inanılmaz bir oyun çıkarmıştı. Bay Keating idolüm Robin Williams'da favori aktörlerimden birisi olmuştu. Hala izlemeyen var mı ? Hala ideallere inanan var mı ? Varsa parmak kaldırsın.
Youthrep'te sevdiklerimize göndermek üzere bir kart hazırlayalım dedik. Yılbaşı ile kurban bayramını nasıl birleştirelim derken bizim yaratıcı ekibin aklına böyle birşey geldi.
Playstation oynar mısınız ? Ben oynuyorum. Aslına bakarsanız çocukluğumdan beri hiçbirşey değişmedi. O zamanlar Commodore 64 vardı. İnanılmazdı. Sanırım orta 2 deydim. Arka sokaktaki mağazanın önünden geçerdim hergün onu görmek için. En sonunda ısrarlarıma dayanamayıp almıştı bizimkiler. Okulda turnuva planları yapar eve gelir gelmez de oyunun başına otururdum. Harika günlerdi :) Şimdi 30 yaşına geldim. Artık Playstation oynuyorum. Bu defa herşey daha interaktif, hiç tanımadığın birisi ile- örneğin finlandiyadan- maç yapabiliyorsun. Grafikler, sesler, hareketler daha gerçekçi artık karakterlerin yapay zekaları var. Birtek oynarken aldığım zevk değişmedi. İş yoğunluğu arasında sadece fubol simulasyonu oynuyoruz. Ofiste, evde...ve biliyor musunuz iş dünyasından birçok arkadaşım da bu tutkuyu paylaşıyor :)
Creed Higher, çok uzun zaman olmuştu dinlemeyeli. Bugünün süprizi de bu oldu. ... Up high I feel like I'm alive for the very first time Set up high I'm strong enough to take these dreams And make them mine Set up high I'm strong enough to take these dreams And make them mine
Can you take me Higher? To a place where blind men see Can you take me Higher?
Bugünlerde okumakta olduğum bir kitap beni çok etkiliyor. Orjinal adı Freakonomics olan bu kitapta insan davranışlarının temel motivasyonlarını ve günlük ilişkilerimize olan etkisini gündelik yaşamdan örneklerle açıklıyor. Kitap Boyner yayınlarından "Görünmeyen Ekonomi" diye çıktı. Bir örnek alıyorum buraya * kelebek etkisiyle ilgili ..."1990'lı yıllarda Amerikada bir rapor yayınlandı. Bu raporda 2000'li yıllarda suç oranlarının ürkütücü seviyelere geleceği ve ülkenin en önemli sorunun bu olacağı belirtiliyordu. 2000'li yıllara gelindiğinde suç oranları düştü. Herkes bunun nasıl olabileceğini anlayamıyordu oysa olayın kökeni 1973'de alınan bir karara dayanıyordu. Bu karar uyarınca Amerikada kürtaj yasal kılınıyordu. Kürtaj için başvuran kadınların büyük çoğunluğu gettolarda yaşayan ve potansiyel olarak suç işleyen çocukları doğurmak zorunda kalan kadınlardı. Kürtajın yasallaştırılmasıyla kelebek etkisi ortaya çıktı ve doğmamış çocukların suç işlemeye başlayacakları günler geldiğinde suç oranları düşüşe geçti Ne kadar ilginç değil mi ?
Yaptık gene yaparız :) Ofiste yeni yılı kutladık, bazılarını ! Amsterdama uğurlarken bazılarımız İstanbula gözü gibi baktı :) Önümüzdeki sene müşterilerimizi ve iş ortaklaırmızı da davet etsek diyorum.
Hayattaki ayrıntılar ne kadar değerli. Rahmetli babam bir insanı en iyi yemek yerken, içki içerken, tatilde ve kötü günde tanırsın derdi. Babamın ne kadar haklı olduğunu gün geçtikçe daha iyi anlıyorum doğrusu. Bu resimdekiler benim ortaklarım Gökhan ve Yener. Ama birisi kimdir bu insanlar dese herhalde en son ortaklarım olduğunu söylerim. HErşeyden önce birlikte yemek yemekten, içmekten, eğlenmekten ve zor zamanları paylaşmaktan onur duyduğum kişiler (Anladın sen onu :). Bi öğle arası wagamamma da (böyle mi yazılıyordu:) açlıktan ölmek üzereyken çekmiştim
İnsan kendisini nasıl anlatabilir ki. Etiketlenmek çok kötü bir his ama fikir verebilir bu sitede,böyle bir sistem var. Profilimi ziyaret ederek bilgi alabilirsiniz. Kısaca bahsetmek gerekirse... Alanında lider olan bir ajansın başkan yardımcısı ( Youth Republic, liseyi 4.5, üniversiteyi 8 senede bitirmesine rağmen inadına master yapan kişilik, işine aşık iletişim insanı, izmirli, hayata ve insanlara iyi yönlerinden bakan biri.
biraz önce DVD izliyordum- The lake house- orada mimar baba ve oğul muhteşem binalar hakkında konuşuyorlardı, baba oğluna dedi ki ; " bir yapı ancak doğa ile uyum içerisinde olursa varlığını sürdürebilir ve mutlaka ışığın büyüsüne kapılmalıdır". Ne kadar basit değil mi ? Yapının niteliği ne olursa olsun doğanın kurallarına uymuyorsa varlığını sürdüremiyor. İnsan gözünün önündeki şeyleri yaş ilerledikçe daha iyi anlıyor galiba, yaş ilerledikçe basitleşiyoruz sanki. Muh-te-şem !
Yılbaşı alışverişi için Kanyon'a uğradım. (Aslında birşey satınalmasam da oraya uğrarım). Bu gidişimde yılbaşı süslerini görünce birkez daha "kendini iyi hissettirme sanatı" hakkında düşündüm. Mimari, anlayış, içerideki markalar, dolaşan insanlar, müzikal performans... sizi bilmiyorum ama bana çok iyi hissettiriyor.
Geçenlerde Anadoludan Avrupaya dönüyordum ki tam köprü girişinde trafik tıkandı. Herzaman gece araba kullanmanın çok zevkli olduğunu düşünmüşümdür. Arabalardan çıkan kırmızı ışıklar, sokak lambalarının yaydığı sarı ışıklar, radyodan gelen müzik...sanki bir klip gibi. Durdum, cep telefonumdan bu görüntüyü yakaladım.
harika bir grup. Garden State'in soundtrack'ini hatırlarsınız belki ( Let go ) . Bu grubu dinlediğinizde içinizi bi sıcaklık kaplıyor hatta "frou frou makes you happy" diye bir söz bile türemiş. Buradan bazı parçaları dinleyebilirsiniz.
Closer'ı izleyenleriniz vardır mutlaka. Sarsıcı konusunu bi kenara bırakırsak Natalie Portman, Jude Law, Clive Owen ve herzamanki gibi Julia Roberts'ın oyunculuğu muhteşemdi. Birde filmin soundtrack'i. Jude Law ve Natalie portman filmin hemen başında karşılaşırlar ve Damien Rice'ın muhteşem Blowers Daughter arka plandan duyulur. Film gene aynı müzikle biter. Serhat öylece donar kalır. Closer 4 kişi arasında geçen ilişkileri konu alır ve günümüz ilişki yaşama şekline sert göndermeler yapar. The Holiday gene 4 kişi arasında geçen sevimli bir hikayeyi konu alıyor. (Bu 4 oyuncu zaten favorimdi ama daha da büyüdüler gözümde : Jude Law, Kate Winslet, Cameron Diaz, Jack Black) Yazarı, yönetmeni ve yapımcısı aynı. Closer kadar iyi bir senaryo. Tek farkı çok olumlu ve sevimli bir film. Bugün Kanyon'da izlediğim bu film damağımda harika bir tat bıraktı. Mutlaka izlemenizi öneririm.
İşim hayatımın önemli bir bölümünü kapsasa da aşkla yapıyorum. Sanırım bu nedenle fazla güncellenemeyeb bir blog olacak bu. Bir arkadaşım gördüklerini-duyduklarını başkaları ile paylaş dediğinde günlük yazdığım zamanlar aklıma geldi. Bu günlük herkese açık. Buyrunuz, okuyunuz.
Hakkımda
Ad: Serhat
Konum: istanbul, Turkey
(Youth Republic - Managing Partner)
İşine aşık iletişim insanı, izmirli, hayata ve insanlara iyi yönlerinden bakan biri.